Hi-Tech’den Yeşil Mimariye

Renzo Piano

Hi-tech mimarinin öncülerinden olan Renzo Piano, incelikli ve rafine mimari yaklaşımıyla dünyanın birçok farklı köşesinde özellikle müze yapılarıyla bilinen bir mimar. Hafiflik ve şeffaflık ilkesinden şaşmadan anıtsal yapılar yaratıyor.

1998 yılında prestijli mimarlık ödülü Pritzker Prize ile ödüllendirildiğinde, jüri onu Leonardo da Vinci, Michelangelo ve Brunellesci gibi büyük ustalarla karşılaştırıyor;  “entelektüel merakı  ve anavatanında yaşamış bu ilk ustalar kadar çok yönlü ve kapsamlı problem çözme tekniklerinin”  altını çiziyordu. “Bence [‘stil”] bir tuzak. Benim için asıl önemli olan şey  ‘zeka’ ya da ‘tutarlılık’. Tutarlılık biçimsel olmadığı için, daha güçlü, daha insancıl, hatta daha şiirsel bir amaç” diyen Piano, imzası olabilecek bir tarzı olmadığını, her projeyi bağımsız bir sorun çözme pratiği olarak ele almayı sevdiğini söylüyor. Mimariyi ciddiye alınması gereken bir yurttaşlık görevi olarak gören İtalyan mimar, iyimser bir bakış açısıyla, iyi mimarinin insanların yaşamlarını iyileştirme gücü olduğuna inanıyor.
 

Mimaride deneysel yaklaşım

1937'de Cenova'da doğan Piano, babası, büyükbabası ve dört amcasının da inşaat sektöründe olduğu bir ailede büyümüş.  İkinci Dünya Savaşı’nın ardından şehrin yeniden inşa edildiği, sürekli değişim dönemine denk düşen gençlik yıllarını, inşa etme hevesini geliştirdiği yaşamının mutlu bir evresi olarak anımsıyor. 1981 yılında mimarlık firmasının adını Renzo Piano Building Workshop (RPBW) koyarken, küçük aile işletmesi ruhunu hep yaşatmayı amaçlamış. 2011'de The Telegraph’a verdiği bir röportajda  “İnşaatçı bir ailede büyüdüm, ve bu benim ‘yapma’ sanatıyla çok özel bir ilişki kurmamı sağladı. Babamla şantiyelere gitmeyi, sıfırdan insan eliyle yaratılmış şeyleri görmeyi her zaman sevmişimdir” diyerek mimarlığı seçmiş olsa da inşaatçılığın adeta tüm hücrelerine işlemiş olduğunu söylüyordu.

Milano’daki Politecnico Üniversitesi’nde 1964 yılında mezun olduktan sonra, hem babasının inşaat şirketinde hem de Franco Albini’nin tasarım stüdyosunda çalışmış.  Louis Kahn ile Philadelphia’da,  ZS Makowsky ile Londra’da 5 yıl kadar çalıştıktan sonra Jean Prouvé ile olan arkadaşlığı ve iş deneyiminin endüstriyel üretim yöntemlerine odaklanmasında büyük etkisi olur. Mimari deneyler için daha büyük fırsatların peşinden koşan Piano, burada mimarlık mühendisliğine olan ilgisini paylaşan genç İngiliz mimar Richard Rogers ile birlikte Piano & Rogers stüdyosunu kurmaya karar verir.

1971'de sadece beş kişilik olan stüdyo olarak katıldıkları bir yarışmada  681 uluslararası başvuru arasından seçilen Centre Pompidou (Beaubourg) projesi  1977 yılında tamamlandığında iki mimarın da kariyerlerinin dönüm noktası olur. Daha sonra yapılarının “hi-tech” olarak tanımlanmasına karşı çıkacak olan Piano, “eğlenceli bir kentsel makine olması amaçlanmıştı; Jules Verne kitabından çıkmış gibi görünen bir yaratık, ya da tersine karaya çekilmiş bir gemi gibi… Beaubourg iki yönlü bir provakasyon: akademiye karşı bir meydan okuma, ama aynı zamanda zamanın teknolojik görüntülerinin parodisi. Onu hi-tech olarak görmek, yanlış anlamak olur.”

 

Dünyanın en yeşil müzesi

Renzo Piano, hi-tech yapılarının yanı sıra özellikle son yıllarda ağırlık kazanan enerji tasarruflu yeşil mimari örnekleriyle de ünlü. 70’lerden 90’lara doğru, Piano’nun tasarım yaklaşımının hi-tech’den  ekolojik yaklaşıma, yeşil binalara ve çevresel duyarlılığa doğru evrildiğini söyleyebiliriz. Canlı bir çatı ve dört katlı tropikal yağmur ormanına sahip olan San Francisco'daki California Bilimler Akademisi, Piano'nun tasarımı sayesinde "dünyanın en yeşil müzesi" olarak kabul ediliyor. Her şey mimarın 'parkın bir parçasını kaldırıp altına bir bina koyma' fikriyle başlamış.

İstanbul Modern’de Renzo Piano imzası

Renzo Piano’nun İstanbul için yaptığı bir proje de Bogaz kıyısında yükselmeye devam ediyor. İstanbul Modern’in yeni binasının mimari yaklaşımı firmanın kurumsal sayfasında şöyle anlatılıyor: “İstanbul'un tarihi Beyoğlu semtindeki İstanbul Modern Müzesi, İstanbul Boğazı'nın batı yakasının Sultanahmet semtine bakan kıyısında yer alıyor. Galata mahallesinin eski şehir sokakları ile mevcut liman kruvaziyer terminali arasında bulunan mevcut binanın yerini yeni bir bina alacak. Yeni müze, batıda eski şehir, güneyde Boğaz, kuzeyde Tophane Parkı ve doğuda eski iskele aktivitesinin yerini alan yeni Galataport sahil gelişimi arasında kentsel bir odak noktası olacak. Proje, bu farklı alanlar arasındaki bağlantıyı güçlendiriyor ve şehir ve ziyaretçiler için sosyal ve kültürel bir destinasyon haline geliyor. Sitenin kuzeyindeki park, tarihi binalarla çevrili ve trafiğin yoğun olduğu bir caddeyle sınırlandırılmış, tüm Galata bölgesi için yeşil bir akciğer işlevi üstlenen yapı, sahil şeridini ve müzeyi şehir gürültüsünden koruyan bir tampon bölge görevi görür.”

RIBA Altın Madalyası (1989), Neutra Ödülü (1991), Erasmus Ödülü (1995), Pritzker Mimarlık Ödülü’nün de (1998) bulunduğu çok sayıda uluslararası ödülün sahibi olan Renzo Piano, RPBW bünyesinde dünyanın farklı köşelerinde proje üretmeye devam ediyor.

Renzo Pıano

San Francisco'daki California Bilimler Akademisi, Piano'nun tasarımı sayesinde "dünyanın en yeşil müzesi" olarak kabul ediliyor. Her şey mimarın 'parkın bir parçasını kaldırıp altına bir bina koyma' fikriyle başlamış.

2
3

Yorum Yaz

{{user.tamisim}} {{user.tamisim}}