Seyri Güzel Bir Ağaç

Erguvan

İstanbul'un korularını, bahçelerini süsleyen; bu kentin sembolü olmuş erguvan, Akdeniz iklimine özgü en güzel ağaçlardan biri.  Erguvan seyri geleneği,1600'lü yıllarda Bursa'da ve İstanbul'da yapılan şenliklere uzanıyor.

Özellikle Boğaziçi koruluklarında küçük topluluklar oluşturan erguvan, baklagiller familyasına ait, 2 ile 10 metre boylarına ulaşan ve kışın yapraklarını döken bir ağaç. Anavatanı Kuzey Amerika, Akdeniz havzası ve Batı Asya olan ağaç, Türkiye’de Marmara ve Ege bölgesinde yaygın olarak yetişiyor. Erguvani renkteki çiçekler ilkbaharda belirmeye başlıyor ve yaza girmeden sona eriyor. Yapraklanmadan önce, sürgünlerin dışında kalın dallarından hatta gövdesinden bile çiçeklenen erguvan ağacının, nadir olarak mor pembe tonlarının dışında, çiçekleri beyaz olan türleri de var. 

Bilimsel adı Cercis Siliquastrum, Latince kabuk anlamına gelen "siliqua" ve Yunanca dokumacı mekiği anlamına gelen "kerkis" sözcüğünden geliyor. Erguvan adı, Akadçada mor rengi ifade eden “argamannu” sözcüğünden geliyor. Aramiceye “argvana”, Arapçaya da “ercuvani” ve  eski Türkçeye “argavan” diye geçmiş. Hıristiyanlıkta Yahuda’nın Hz. İsa’yı tutuklattıktan sonra kendini astığı ağaç olduğuna inanıldığı için İngilizcede Judas Tree, yani Yahuda Ağacı olarak geçiyor. İngiliz romancısı Archibald Joseph Cronin (1896–1981) The Judas Tree (Erguvan Ağacı) isimli romanında gençlik çılgınlıkları, ihtiraslı emeller, unutulan sorumluluklarla örgülü, büyük bir pişmanlığın hikâyesini anlatırken bu efsaneyi bir “leitmotif” olarak kullanmış.

Çatalca’da bu ağaç ve renk özel bir anlam taşıyor. Kanuni’nin veziri Siyavuş Paşa'nın Çatalca civarında yaptırdığı köşkü bir erguvan korusu ile çevrelemesi de bu değeri ortaya koyuyor. Erguvan çiçeklerinin beyazdan erguvani renge dönüşümü de Çatalca ile ilgili bir efsaneye dayandırılıyor: “Kral Yağfur’un kızı Haniçe, canından çok sevdiği sevgilisini dört gözle bekler. Haniçe’nin sevgilisi bir gün onu görmeye gelince Tekfur'un adamları tarafından Topuklu Çeşmesi’nde su içerken yakalanmış ve surların dibinde acımasızca diri diri yakılmış. O gün sevdalısının gözlerinin önünde diri diri yandığını gören Haniçe, sevdiğinin acısını dindirip onu kurtarmak için Topuklu Çeşmesi’nin havuzunun başına gidip elleri ile bir avuç su alır, bu sırada havuza Haniçe’nin gözlerinden iki damla gözyaşı düşer. Topuklu havuzuna düşen iki damla gözyaşı birdenbire havuzu kıpkırmızı kan ile doldurur. İşte o günden beri Çatalca’da mayıs ayı gelince beyaz açan erguvan çiçekleri Haniçe’nin aşkını anlatırcasına rengini değiştirerek bugünkü renginde açmaya başlar."Çatalca'nın eski adı olan Haniçe Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde de geçiyor.

Mitolojik anlamda ise erguvan;  Anadolu mitlerinde yer alan Fars kökenli Şahmeran  ile ilişkilendiriliyor. Yeraltında yılanlarıyla birlikte yaşayan Şahmeran’ın gelecekte bir gün,  erguvanların çiçek açtığı mevsimde yeryüzüne çıkıp dünyayı ele geçireceği efsanesi anlatılır.

Eski çağlarda şamanlar hastalıktan korunmak ve kötü ruhları def etmek için erguvanları kullanmışlar. Amerikan yerlileri bu kısa ömürlü çiçeklerin ilk tomurcuklarını ilkbaharın kesin işareti olarak görmüş; karakışı kovup uzaklaştırmanın en kestirme yolunu, erguvanların çiçeklenmiş dallarını çadırlarının kapısına asmakta bulmuşlar.

Çok değerli bir renk olarak kabul edilen mor renk asillerin, yüksek tabakanın ve saray erkânının tercih ettiği bir renk olmuş. Erguvanın “soylular ağacı” olarak kabul edilmesi, Bizans İmparatorluğu’na hatta daha öncesine dayandırılıyor.  Bizans’ta soylular atalarını “erguvan kanlı” olarak adlandırıyorlardı. Rivayete göre, MS 330 yılında İmparator I. Konstantin, İstanbul (Byzantium) şehrinin adını Yeni Roma olarak erguvan mevsiminde değiştirmiş.

Yüzyıllar boyu Bursa ve İstanbul şehirlerinin simgesi olmuş erguvan, şenliklere de vesile olmuş. Osmanlı sultanı Yıldırım Beyazıt’ın damadı, Anadolu erenlerinden Emir Sultan (1368–1429), her yıl erguvanların çiçek açma mevsiminde Bursa’da müritleri ile buluşurmuş. Evliya Çelebi ise Seyahatname’de bunu şu satırlarla anlatıyor: “Senede bir defa Emir Sultan Hazretlerinin Erguvan Cemiyeti Faslı olup her taraftan, deniz gibi insanlar toplanır ki, bu kalabalık cemiyeti anlatmakta kalem âcizdir. Böyle bir cemiyet ancak Emir Sultan sevgisiyle olur.” 14. yüzyıldan beri erguvan şenliklerin ekonomiyi canlandırma, sosyalleşme açısından faydaları görülünce 19. yüzyıla kadar devam etmiş.  

Yeni Proje (4)

Anavatanı Kuzey Amerika, Akdeniz havzası ve Batı Asya iken; Türkiye’de Marmara ve Ege bölgesinde yaygın. Erguvani renkteki çiçekler ilkbaharda belirmeye başlıyor ve yaza girmeden sona eriyor.

Yeni Proje (6)

Yorum Yaz

{{user.tamisim}} {{user.tamisim}}